Saltanat 104 yıl önce kaldırıldı: Bir rejim değişikliğinden fazlası

Milli Mücadele’nin Cumhuriyetle taçlanmasının en kritik eşiklerinden birisi, bundan 104 yıl önce aşıldı. TBMM’nin 1 Kasım 1922 tarihli ve 308 numaralı kararı ile saltanat kaldırıldı. Böylece egemenliğin ulusa geçmesi açısından kritik bir adım atıldı.

Yasa sonrası Padişah Vahdettin, “yaşamına ve özgürlüğüne tehdit” olduğunu gerekçe göstererek İngiliz zırhlısı HMS Malaya ile İngiltere’ye sığındı.

‘EN KESKİN MİLAT’

Saltanatın kaldırılmasını “bir milletin saltanattan gelen ‘kul’ statüsünden, Cumhuriyetin ‘asli ve irade sahibi vatandaş’ statüsüne geçişinin en keskin miladı” olarak değerlendiren Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Emin Elmacı, “En önemli kırılma ise; egemenliğin ‘kayıtsız şartsız bir hanedana, tek bir kişinin şahsına’ ait olduğu Osmanlı İmparatorluğu’ndan; egemenlik ‘kayıtsız şartsız millete’ ait olduğu hukuki ve fiili gerçekliğe dönüştü” ifadelerini kullandı.

‘İKİLİK ORTADAN KALKTI’

Bu hamle ile o süreçte devlet yönetiminde “İkilik” tehdidinin de bertaraf edildiğini ve gücün hukuki olarak; Kurtuluş Savaşı’nın en kritik döneminde İstanbul’da işgal güçlerinin etkisi altında varlığını sürdüren Osmanlı Hükümetinden, Ankara’da halkı temsil eden TBMM’ye geçtiğine dikkat çeken Elmacı, ”Bu ikiliğin kaldırılmış olması da özellikle Lozan Barış Konferansı öncesi diplomatik gücün de TBMM eline geçmesini sağlamıştır” tespitinde bulundu.

‘MEŞRULUĞUN KAYNAĞI HALK’

104 yıl önce atılan bu devrimci adımın en önemli yansımasının ulus egemenliğinin kurumsallaşması olduğunu belirten Elmacı, “Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik idare yapısının temel omurgasını millet iradesi oluşturuyorsa, bu temel 104 yıl önce atılan bu cesur adımla atılmıştır” dedi.

“Atatürk’ün önderliğinde demokrasinin temelleri atılmış, seçimler, parlamenter ve anayasal düzenin meşruiyet kaynağı doğrudan halkın iradesi olmuştur” diyen Elmacı, “Bu durum monarşik ya da teokratik geri dönüş ihtimallerini tarihe gömmüştür. Dünya siyasi tarihinde, son yüzyılda Kamboçya ve İspanya’daki bir iki ufak örneği dışında, cumhuriyet yönetiminden veya cumhuriyet benzeri rejimlerden tekrar monarşik veya mutlak saltanata dönüş yapılmış bir örnek yoktur” tespitinde bulundu.

DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM

Bu örneklerin de ender ve genellikle büyük iç savaşlar, dış müdahaleler, rejim krizleri veya askeri darbe gibi durumlarda görüldüğünü belirten Elmacı, “Saltanatın kaldırılmasından dolayı gerçekleşebilen teokratik/monarşik bağlardan kopuş sayesinde bugün Türkiye; bu yüzyılın bilgi ve teknoloji çağında; yapay zeka, dijital ekonomiler, küresel bilimsel ağlar ve modern hukuk normlarıyla entegre olabilen bir Türkiye devleti olabilme yoluna girebilmiştir” dedi.

Saltanatın kaldırılmasının, geçmişin köhnemiş yapılarına bir veda olduğu kadar, Türkiye’nin geleceğine vurulan en sağlam mühür olduğuna dikkat çeken Elmacı, sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün Türkiye Cumhuriyeti, hala karşılaştığı tüm iç ve dış jeopolitik sıkıntılarda halkına dayanan stratejik hamleleriyle gücünün koruyorsa bunu 1922’de TBMM kürsüsünden yükselen ‘Hâkimiyet milletindir!’ sesinden almaktadır.”

Saltanatın kaldırılmasından tam altı yıl sonra 1 Kasım 1928’de yapılan Harf Devrimi ile de “muasır medeniyet seviyesine” ulaşma hedefi için başka bir önemli eşik aşıldı.

Harf Devrimi, Türk Dil Kurumu’nun kurulmasını da kapsayan dil reformlarını içeriyordu. Türk alfabesi, Osmanlı Türkçesi için kullanılan geleneksel Arap harfli alfabeden, Latin alfabesine dayalı yeni bir yazı sistemine dönüştürüldü. Bu değişiklik, Türk dilinin daha etkili ve modern bir şekilde yazılmasını ve okunmasını sağlamayı amaçladı.